Anti-ABD Akımı ve Türkiye
Etki
İkinci Donald Trump dönemiyle birlikte, ABD dış siyasetinde ciddi değişiklikler yaşanıyor. Yeni yönetimin Avrupa ve Kanada gibi geleneksel müttefiklerine sırt çevirmesi, onlardan toprak talebinde bulunması derin bir çatlağa ve öfkeye yol açtı. Durumun etkisi teknoloji dünyasında görülmeye başlandı.
Ayrıca ABD merkezli küresel teknoloji devlerinin, ABD hükümeti tarafından bir yaptırım aracı olarak kullanılabileceğine şahit olduk.
Bunun en somut örneği Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yaşandı. ABD yönetiminin UCM çalışanlarına yönelik yaptırım kararlarının ardından, UCM Başsavcısı Karim Khan’ın Microsoft e-posta hesabı ve bulut erişimi aniden kapatıldı. Dünyanın en üst düzey bağımsız uluslararası yargı organlarından birinin bile, ABD menşeli altyapılar kullandığı için bir gecede işlevsiz bırakılabilme riskiyle yüzleşmesi, küresel çapta büyük bir alarm zili çaldı.
Microsoft’un Rusya’ya birçok hizmetini durdurması, Adobe’nin ürünlerinin Venezuela’da kullanımına izin vermemesi, Github gibi platformların ABD’nin istemediği ülkelerin vatandaşlarına ait hesapları kapatması gibi olaylar zaten biliniyordu.
Çin’e çip satışını engelleme çabaları, AB ülkelerinde gizlilik odaklı yasalara karşı ABD şirketlerinin lobi faaliyetleri gibi haberler de yıllardır yayımlanıyor.
Tepki
Tüm bunlar ABD teknolojisine bağımlı olmanın bir güvenlik ve dijital egemenlik (digital sovereignty) sorunu olduğunu gösterdi. Bu uyanış, Avrupa başta olmak üzere pek çok ülkede ABD menşeli ürünlere karşı büyük bir farkındalık ve alternatif arayışı başlattı.
- Nisan 2026’da Fransa hükümeti, dijital egemenliğini sağlamak ve ABD lisanslarına bağımlılığı bitirmek adına devasa bir adım attı. 2,5 milyon kamu çalışanının bilgisayarında Windows ve Microsoft Office’ten vazgeçip, tamamen Linux ve açık kaynaklı alternatiflere geçiş yapılacağını duyurdu.
- Yine Fransa’da 2026’nın başında devlet kurumlarında Zoom ve Microsoft Teams gibi ABD menşeli uygulamaların kullanımı güvenlik gerekçesiyle kaldırılarak, tamamen yerli ve açık kaynaklı bir video konferans platformu olan Visio’ya geçiş yapıldı.
- Nisan 2026’da Hollanda Merkez Bankası, jeopolitik riskler nedeniyle Amazon, Google veya Microsoft yerine, Avrupa merkezli bir bulut arayışına girdi ve ünlü süpermarket zinciri Lidl’ın ana şirketi Schwarz Group tarafından geliştirilen Stackit bulut platformunu seçti. Bir ülkenin merkez bankasının verilerini ABD devleri yerine bir süpermarket zincirinin IT yan kuruluşuna emanet etmesi, ABD teknoloji tekelinden kaçışın ne kadar hayati görüldüğünün en net göstergesi oldu.
Sadece kamu kurumları değil, teknolojiyle ilgilenen bireyler ve topluluklar da “Anti-ABD”, “Anti-Big Tech” ve “Self-Host” (kendi sunucunda barındırma) akımlarını benimseyerek bu tekelleşmeye karşı bir duruş sergilemeye başladı.
Örneğin Danimarka’da ürünlerin barkod’unu tarayarak ABD menşeili olup olmadığını tespit eden uygulamalar yayınlandı. ABD ürünlerini etkili bir şekilde boykot etmede kullanılıyorlar. Yine european-alternative.eu gibi websiteleri ABD firmalarının avrupalı alternatiflerini keşfetmede kullanılıyor.
Bugün gelinen noktada, ABD teknoloji firmalarının verdiği hizmetlere Avrupa merkezli veya bireysel olarak sunucularda barındırılabilen (self-host) alternatifler hızla üretilmektedir.
Türkiye
Türkiye’nin teknoloji, yazılım ve bulut altyapısı konusunda ABD’ye bağımlılığı ne yazık ki oldukça yüksek seviyelerde. Kamu kurumlarından özel sektöre kadar Microsoft ekosistemi, AWS/Google bulut altyapıları, WhatsApp gibi iletişim araçları ve sosyal medya platformları günlük işleyişin ayrılmaz bir parçası durumunda.
- Finansal alanda Visa ve Mastercard’a alternatif olarak geliştirilen TROY ödeme sistemi dikkat çekicidir.
- İletişim tarafında WhatsApp’a alternatif olarak BİP gibi uygulamalar çıksa da hükümetin kontrolünde olduğundan mahremiyet açısından güvenilmez bulunmakta ve halk tarafından tercih edilmemektedir.
- “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı” vizyonuyla yerli veri merkezlerine yatırımların artması ve firmaların yerli veri merkezlerini tercih etmesine neden olan yasalar da önemli bir adımdır.
- Kamuda açık kaynaklı Milli İşletim Sistemi Pardus’un yaygınlaştırılma çabaları ne yazık ki beklenen seviyeye gelememiştir. 2000’li yıllarda oldukça başarılı bir işletim sistemi olma yolunda ilerleyen Pardus, Fetullahçıların TÜBİTAK’a sızmasıyla engellenmiştir. O yıllarda projeden ayrılan kaliteli uzmanların yerleri doldurulamamış ve günümüzdeki silik duruma gelinmiştir.
Özetle; Türkiye için kamu ve özel sektörde dijital bağımsızlık kazanılması için hâlâ alınması gereken uzun bir yol var.
Kişisel
Bir yazılım geliştirici olarak ABD teknoloji firmlarının hizmetlerine bağımlı olmayı bir risk olarak görüyorum. Bu nedenle hem bu bağımlılığı azaltacak alternatiflere yöneliyorum hem de bizzat kendim alternatif yazılımlar geliştiriyorum.
Geliştirdiğim uygulamalardan da bahsetmek istiyorum:
- Vinen Notes, uygulaması ile kişisel verilere saygılı bir not defteri oluşturdum. Hem android hem ios için yayında ancak şu anda çok basit bir halde. Daha fazla özellik eklemem gerekiyor.
- Ebevenyler’e çocuklarını yetiştirmede yardımcı olacak Parentara uygulamasını yayınladık. Hem iphone hem android cihazlar için yayında. Çok emek verdiğimiz bu uygulamanın tüm insanlığa küçük de olsa faydası olacağını umut ediyorum.
Donanım ve işletim seviyesinde bağımsızlık kazanılmadan yazılım, uygulama seviyesindeki bağımsızlığın ne kadar etkili olacağı tartışılır. Ancak hiç bir şey yapmamaktansa elimden geldiğince alternatifler yaratmayı yine de faydalı buluyorum.
Bir sonraki blog yazımda ise ABD teknoloji ürünlerine alternatifleri listeleyeceğim. Telefon, tarayıcı, e-posta vs bir çok kategoride alternatifleri tanıtacağım.
